İSTİHBARATÇI GAZETECİ CLARENCE K. STREIT’İN “BİLİNMEYEN TÜRKLER” İSİMLİ ESERİNDE KIRKKALE VE ÇEVRESİNE DAİR BAZI BİLGİLER
Kırıkkale ve çevresi ile ilgili yapılan müşahede, tespit ve değerlendirmeleri Kırıkkalelilere aynen aktarmaya; ayrıca çekmiş olduğu orijinal ve çok kıymetli fotoğrafları da okuyucularımıza tanıtmaya çalışacağız
CERİT MÜMİNLİ-VİYANA GİBİ OLMAK İSTEYEN KERPİÇ KÖY:Streit bu kazayı bir talih olarak değerlendiriyor. “O gece Maden (Keskin) kasabasına ulaşmayı planlarken, bu sayede (kazadan dolayı) dağın(Dinek Dağı) eteklerine yakın Cerid Müminli adlı köyde çok hoş ve ilginç bir gece geçirdim” (s.35) diyor. Streit bir gece geçirdiği Cerit Müminli’yi şöyle tarif ediyor. “İmanı kuvvetli anlamına gelen köy seksen aileden oluşuyordu. Nüfus savaş dolayısıyla boşalsa da Sekili’den beş kat büyüktü. Savaştan önce yaklaşık altı yüz sakini hükümete yüz elli asker sağlamıştı ve bunlardan yetmişi öldürülmüş. Geri kalanın çoğu esir alınmış ve hala geri dönmemiş, ya da Milliyetçi orduya hizmet etmekteydi.”(s.36) “Ancak Cerit Müminli, Türk köylerindeki refah seviyesiyle kıyaslanınca görece daha iyi durumdadır. Kasabadaki (köydeki demek istiyor) en iyi ev misafir eviydi. Ama gördüğüm kadarıyla çoğu türk köyünde durum böyle. Türklerin misafirperver yapısıyla ilgili iyi bir örnek sunuyor. Misafirperverlikleri için bir ödeme beklemiyorlar. Bu bizim vazifemiz diyorlar ve ısrar ederseniz Kur’an’dan bir takım ayetler alıntılıyorlar.”(s.36) “Reis Mustafa bana köyü gezdirdi. Sonra çay servis edilen misafir evine gittik. Oda Sekili’dekinden daha büyüktü ve pencereler açılabiliyordu. Bunun dışında içerisi hemen hemen aynıydı. Bir köşede Türk usulü oturdum. Mustafa yakınıma oturdu ve yaklaşık yirmi beş köylü odanın karşı tarafını doldurdu. Hemen hepsi yaşlı, kır sakallı adamlardı. Ölçülü ve ciddi adamlardı.(bunun Türklere has olduğunu görecektim.) Türlerin Evet Efendi! derken kullandıkları ölçülü ses tonunda, ağır başlı ve aklıselim bir şey vardı. İnsana bu adamlar kendine hakim olmayı bilen, haysiyet sahibi, hakiki ihtiyarlar dedirtiyor. Mehmed Ali yoluyla Mustafa Efendi ile sürdürdüğüm sohbeti dikkatle dinlediler. Başta kendileri pek yorum yapmadılar. Birçok kez sigara ikram ettim ve kendim Reis’in benim için sardıklarını içtim.
Böylece buzlar eridi.” (s.37) “Mustafa başta, alışık olduğunuz hiçbir şeyi sunamadığımız için bizi hoş görmelisiniz demişti. Böyle özür nitelikli yorumları Türkiye’de her yerde duydum.”(s.38). Streit’in, köylülerle konuşma ilerledikçe edindiği kanaat şudur: “ülkelerinin geri kalmışlığının son derece farkında ve ilerleme konusunda şevkli. Bu Türklerin en çok gelecek vaat eden özelliklerinden biridir”(s.38). Cerit Müminli köylüler makinelerle çok ilgileniyorlarmış ve bu merakları geniş bir alanı kapsıyormuş. “Onlara günlük bir Amerikan gazetesinin nasıl yayınlandığını açıklamam gerekti ve sordukları sorular kıvrak bir zekaları olduğunu gösteriyor.” “Makinenin nasıl işlediğini göstermek için karbon kopyalarla Corona daktilomu kullandım. Mustafa’ya köylülerin Amerika’dan ne istediklerini söylemelerini rica ettim ve Mehmed Ali’nin çevirdiği haliyle mesajı yazacağımı söyledim. Mustafa şöyle dedi: Amerika’dan okullarımızı iyileştirmemize yardım etmesini ve bize tarım makineleri yollamasını istiyoruz.” (s.38). Amerikalı gazeteci daktiloda köylülere teşekkür eden bir mektup yazdığını ve mektubun tercümesi üzerine “ev sahipleri keyifle gülümsedi, her biri ağır başlılıkla selam verdi” diye yazıyor. Amerikalının bu gösterisinden sonra Cerit Müminli Mustafa’da eline bir kâğıt alarak oda bir mektup yazar. Streit, “Mustafa’nın mektubu üzerine selam sırası bana gelmişti. Ve öğrendiğimden emin olduğum üç Türkçe kelimeyle cevap verdim. Teşekkür ederim efendim. Çok teşekkür ederim. Bu kalıbı birçok yerde kullandım ve işimi çok kolaylaştırdığını gördüm. Türk ona karşı nazik ve arkadaş canlısı olunduğu an çok sıcak davranıyor.”(s.38). Mustafa Efendi’nin yazdığı mektup kelimesi kelimesine çevrilmiş haliyle şöyledir : “ 4 Şubat 1921. Bay Amerikalı Muhabir Zatıalilerine: Köyümüze yaptığınız tesadüfi ziyaret Amerika ile dostane ilişkilerin daimi olmasını dileyen bizleri çok sevindirdi ve gösterdiğiniz tevazuu ancak nezaketinizi ve zekanızı gösterir. Endüstri, ticaret ve tarım alanlarında Amerika’yla işbirliği yapmamız ve ülkelerimizin savunması konusunda birbirimize yardım etmemiz gerektiğini rica ederiz. Cerit Müminli İhtiyar Heyeti Namına Mustafa.”(s.38) Streit yemek sofrasının kuruluşu, yemek çeşitleri ve lezzetleri ile ilgili olarak da şunları yazıyor: “Reis’in oğullarından biri çapı en az bir metre olan büyük bir sini getirerek beni yemeğe çağırdı. Küçük bir tabureyi ters çevirip onun ayakları üzerine siniyi yerleştirdi. Kenarına Sekili’de gördüğüm ekmeğin aynısından koydu ve ortaya sahanda yumurtanın bulunduğu bir kase yerleştirdi. Reis ve iki jandarmayı Mehmed ve benimle yemeleri için davet ettim. Davetim odada bulunan ve bizim yemek yememizi seyreden köylü topluluğu üzerinde olumlu etki yarattı.
Hepimiz aynı kâseden yedik. Yumurtaları çıkarıp ekmek üzerine koyarken tahta kaşık kullandık. Bunları sandviç gibi yedik. Börek denilen özel bir Türk yemeğinden oluşan bir sonraki etapta kaşık bile yoktu. Bu yemek aynı kaba undan yapılmıştı. Ama bu sefer gevrek pişirilmişti ve oldukça iyiydi. Bıçak ve çatal yerine parmaklarımızı kullandık. Sonra bir tür çorba içerisinde küçük ezilmiş et toplar olan bir kase geldi. Herkes etini ortak kâseden almak için kendi kaşığını kullandı. Bundan sonra önümüze bir tabak haviz(havız) konuldu. Görüntüsü ve tadı yumuşak bir şekerlemeye benziyor. Bu havız, parmaklarınızın arasına bir parça ekmeği alıp, sulu yiyeceğin bir kısmını kepçeyle(sokum) alarak yeniyordu. Bunun tatlı olduğunu düşünmüştüm. Bütün yemekler iyiydi. Ama pilav özellikle çok iyi yapılmıştı. Bir kâse üzümden yapılma, mayalanmamış tatlı likörle servis yapıldı. Köylüler buna pekmez –yani hoşaf- diyor, ama normal pekmez katıdır.
Ziyafetteki seyircileri unutamayacağım. Çünkü köylüler için bu yemek bir şölendi. Mustafa’nın arkasındaki sakallı bir adam sabırlı hareketsizliğini muhafaza edemedi ve Reis’e şunları fısıldadı, O’na geldiği için hepimizin çok mutlu olduğunu söyle. Parti bitecekmiş gibi görünmüyordu ve sigara içip konuşmaya devam ettik. Fakat bir saat içerisinde köylüler, sadece Mustafa ve iki oğlu kalana kadar teker teker selam verdi ve çıktı.”(s.38-39). Streit yemek ve sohbet faslından sonra Mustafa ile yaptığı ve Müslüman bir Türkün vatan için savaşa gönderdiği çocuklarına bakış açışını ve gururunu ise şu cümlelerle açıklıyor: “Mustafa bana en büyük oğlunun Dünya Savaşı’nda yaralandığını söyledi. Hükümet ona oğlunun İstanbul’da bir hastanede olduğunu söylemiş. Mustafa eski rejimin hiçbir zaman bu sorunla uğraşmadığını söyledi. Gidip O’nu görmek istedim, ama –ve sonra savaşçı bir ırkın güçlü gururuyla ekledi-:köyün bir Türk babasının oğlunun yaralanmasına katlanamadığını düşünmesine izin veremezdim. Bir etki yaratma isteği olmaksızın konuşuyordu. Daha ziyade neden böyle yaptığını bir kez daha kendine açıklamaya çalışıyordu.”(s.39-40). Amerikalı gazeteci sorularıylaTürklerin düşüncelerini öğrenmeye çalışmaya devam ediyor. “Mustafa’ya savaştan dönen çocukların köyde savaşa gitmeden önceki hayatlarından memnun olup olmadıklarını sordum. –evet memnun değiller- diye cevap verdi.Mesela oğlum Galiçya’da Avusturya ordularıyla savaştı. Bir kez oradaki büyük şehre (Viyana’ya) gitmiş. Bana evlerin ne kadar göz kamaştırıcı, sokakların ve tuvaletlerin ne kadar temiz olduğundan bahsetti. Ve dokunaklı sadeliğiyle ekledi, Köyü böyle yapmak istiyoruz.”(s.40). Yatma zamanını ise şöyle anlatıyor: “Sonra köydeki bir gelinin çeyizi olduğunu tahmin ettiğim bir yatak benim için yere serildi. Yayları olmamasına rağmen yeterince rahattı ve Mustafa’ya döndüm, dedim ki Bu gece krallar gibi uyuyacağım!Yorumumdan çok hoşlandığı belliydi. Çünkü elini omzuma koydu veÇok teşekkür ederim beyefendidedi. Beyefendi Türklerin olağan nezaket ve saygıdan fazlasını göstermek istedikleri zaman kullandıkları bir hitap sözüdür.”(s.40).Streit’in Cerit Müminli köyünden ve köylülerden çok etkilendiği anlaşılmaktadır. Köylünün, ağaç sabanla çiftçilik yapmasına ve imkansızlıklarına rağmen, yeniliğe açık düşüncelerinden etkilenen Streit, 1923’te İstanbul’a Puplic Ledger Yakındoğu ve Balkanlar Muhabiri olarak döndüğünde Cerit Müminli’ye hediye olarak bir çelik John Deere bir pulluk yolladığını yazmaktadır












